YABANCI ÇALIŞMA İZNİ DANIŞMANLIK





bizans dönemine ait altın heykeller



İZMİR MÜZELERİ

Ticaret Odası Müzesi

İzmir çağlar boyunca Asya, Orta Doğu ve Anadolu’nun batıya açılan kapısı oldu. Ticaret yoluyla taşınan malların yanı sıra kültür de doğudan batıya taşındı. Kültürün en yüksek düzeyde olduğu dönemler, ticaretin de en yoğun olduğu dönemlere rastlar. Bu nedenle ticaret ve kültürün birbirini tamamlayan vazgeçilmez iki unsur olduğunu söyleyebiliriz.
MÖ. 2000-1700 yılları arasında Mezopotamya (Suriye) ve Kültepe (Kayseri) arasında gidip gelen ticaret kervanları, Anadolu’ya altın ve gümüş parçalarından oluşan değişim araçlarıyla birlikte çivi yazısını da getirdiler. MÖ. 7. yüzyılda İran’da Susa’dan başlayan “Kral Yolu”, Sardes’e (Salihli) geliyor ve Kyme (Aliağa), Phokaia (Foça) tarafından gelen bir yolla birleşiyordu. Ünlü gezgin Ramsey’e göre, ayrıca Sardes- Smyrna, Sardes- Ephesos yolları da vardı. Böylece Ephesos ve Smyrna Kral Yolu’na bağlanıyordu. Ephesos’tan başlayan diğer bir yol da Smyrna’dan geçerek Phokaia’ya ulaşıyordu.
Ephesos, Smyrna ve Phokaia arasındaki vadinin (Hermos Vadisi) ticari egemenliği Smyrna’ya aitti. Smyrna MÖ. 7. yüzyılda altın çağını yaşadı. MÖ. 600′den sonra vadinin ticari egemenliği Phokaia’ya geçti. Phokaia, Miletos’la birlikte koloni kentler kurdu. Kültepe’de olduğu gibi, Ege Bölgesi’nde de ilk kez sikkenin ve yazının kullanılışı, ticaretin gelişmesine bağlıdır. Ticaretin getirdiği zenginlik Phokaia ve Mytilene’nin ortak elektron sikkeleriyle kendini gösterir. Smyrna on iki İon kentinden biridir. MÖ. 7. ve 6. yüzyıllarda İonia ticaret aracılığıyla yeni kültürleri de tanıyordu. İonia kentleri antik dünyanın iki büyük uygarlığı olan Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarından aldığı kültürü kendi bünyesinde yoğurarak batıya sunuyordu. Kültür etkileşimi İonia kentlerinin Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de kurulan ticaret kolonileri sayesinde antik dünyaya ulaşıyordu. Günümüz “Batı Uygarlığı” doğudan geldi; İonia’da olgunlaştı ve batıya taşındı.
Hellenistik ve Roma dönemlerinde İzmir, yine Asya ve Anadolu’nun iç kısımlarıyla bağlı olduğu yollar ve deniz ticareti nedeniyle zenginleşti. Döneminin en güzel kentlerinden biri haline geldi.
Bizans döneminde ise İznik’in devlet merkezi olduğu zamanlarda, İzmir ise ticari merkezdi. 13. yüzyıl da Venedikliler Nif Antlaşmasını yaparak İzmir’i ticari bir üs olarak kullanmaya başladılar. 16. yüzyılda ise İngiliz Levant Şirketi’nin yerleşmesiyle İzmir batılı tüccarların üssü haline geldi. Anadolu ve Asya’nın ürünlerini Avrupa’ya hatta Amerika’ya taşıdılar. İlk İktisat Kongresi Ulu Önder Atatürk tarafından 1923′te İzmir’de yapıldı.
İzmir Ticaret Odası, ticaret ve kültürün birbirini tamamlayan vazgeçilmez iki unsur olduğu bilinciyle, İzmir Ticaret Odası Müzesi’ni kurdu.
Müzeye girildiğinde, tam karşıda MS. 1. yüzyıla ait ticaret gemisi maketi gözümüze çarpar. Antik dönemde yük taşımada kullanılan amphoraların istiflenme biçimleri gemide gösterilmiştir. Bu maket aslında müzeyi tam ortadan ikiye böler.
Girişte hemen solda, 17. yüzyıl İzmir maketi yer alır. Vitrinlerde Prehistorik, Arkaik, Hellenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait seramikler, pişmiş toprak heykelcikler, kandiller, metal ağırlıklar, mühürler ve cam eserler teşhir edilmiştir. Elektron, altın, gümüş ve bronzdan sikke koleksiyonu oval vitrinler içinde kronolojik bir sırayla sergilenmektedir. Duvarda yer alan bilgi panolarında ilk dönemlerinden Bizans dönemi sonuna kadar İzmir’in ticari tarihi, bağlı bulunduğu kara ve deniz ticaret yolları ile antik dönem üretimleri yazı, fotoğraf, harita ve çizimlerle anlatılmaya çalışılmıştır.
Gemi maketinin sağ tarafında Osmanlı dönemi İzmir’ine ve son yüzyıllara ait eserler sergilenir. Dokuma ağırlıkları, kantarlar, teraziler ve hesap makinelerinin yanı sıra İzmir’in ilk Müslüman-Türk eczanesi olan İttihat Eczahanesi’nin eserleri vitrinlerde yer alır. Altın ve gümüş Anadolu Selçuklu, Eyyubi, Fatih Sultan Mehmet, II. Bayazid, Kanuni Sultan Süleyman, I. Mahmud, II. Mahmud ve son dönem Osmanlı sikkelerinden oluşan koleksiyon zenginliğiyle göz alır.
Duvarda yer alan bilgi panolarında Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi İzmir ticareti fotoğraf ve çizimlerle anlatılmaya çalışılmıştır. Müslüman (Türk ve Arap), Yahudi, Sabetaycı, Ortodoks (Rum ve Ermeni), Katolik, Protestan (Avrupalı ve Amerikalı) gibi çeşitli din ve ırklara mensup olan İzmir halkını birarada yaşamaya iten tek neden ticaretti. Bu dinlere ait kutsal kitaplar bu İzmirli tüccarlara hürmeten bir vitrinde sergilenmekte, fotoğraf ve çizimlerle bilgi verilmektedir.
Ticaretin çok önemli olduğu 19. yüzyıl bilgi panosunda harita üzerinde kara ve deniz ticaret yollarının yanı sıra İzmir-Aydın ve İzmir-Kasaba demiryolları gösterilmiştir. Ulu Önder Atatürk tarafından 1923′te İzmir’de yapılan İzmir İktisat Kongresi’ne ait fotoğraflar da yine bu panoda yer alır.

Birgi Çakırağa Konağı

Ege bölgesindeki ilk yapılaşmadaki mimari üslubu korunmuş ender konaklardan biri olan Çakırağa konağının. 1761 tarihinde Şerif Aliağa tarafından yaptırıldığı genel kanıdır. Uzun yıllar harap bir durumda kaldıktan sonra 90’lı yılların başında restore edilip müze haline getirilen Çakırağa konağı Türk mimarisinde Osmanlı gündelik yaşamının anlaşılmasında önemli bir kaynak. Ahşap Türk evlerinin en güzel örneklerinden. Konak, çiçeklerle bezeli bahçenin ucunda, yoldan görülmeyecek şekilde yüksek duvarlarla korunuyor. 1761 yılında zengin bir tüccar olan Çakıroğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılan konak üç katlı. Alt katta taşlık, mutfak, ahır, misafir bekleme odası var. İkinci kat kışlık kullanıldığından daha korunaklı. Bütün odaların geniş bir sofaya baktığı konak, şömineyle ısıtılıyormuş. Odalardaki duvar ve tavan süslemeleri kalem işleri, ahşap oymacılık kayda değer. Misafir odalarında yıkanma bölümleri var. Merdiven kapağını kaldırarak üçüncü kata çıkılıyor (yazlık kat). Daha aydınlık ve kalem işleri bakımından daha zengin olan katta, iki de duvar resmi var.
Çakıroğlu Mehmet Bey, biri İzmirli, diğeri İstanbullu iki hanımla evlenmiş. Hanımlar memleket hasreti çekmesin diye, odaların duvarlarına İzmir ve İstanbul’un birer görüntüsünü yaptırmış. Resimler, hem kentlerin o günkü görüntülerini vermek açısından, hem de resim sanatı yönünden son derece önemli. İçi olduğu kadar dışı da çiçek ve motiflerle bezeli konak pek çok turistin ilgi odağı konumundadır. 1977 yılında T.C. Kültür Bakanlığı tarafından restorasyona başlanmıştır. 1983 yılında çevresi kamulaştırılarak özgün mimari dokunun korunması sağlanmıştır. Birinci dönem restorasyon ve çevre düzenlemesi çalışmaları 1993 yılında Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, İzmir Anıtlar Genel Müdürlüğü, İzmir Röleve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından tamamlanmıştır, iç düzenleme ve teşhir çalışmaları İzmir Arkeoloji Müzesi ve Ödemiş Müzesince yapılmıştır.

 

Tire Müzesi

Müzede taşınır kültür varlıkları iki salonda teşhir edilmektedir. Arkeoloji salonunda M.Ö. 3500 ile M.S. 1100 yıllarına ait heykeller, mezar stelleri, mermer masa ayakları, mermer ve pi?mi? toprak lahitler, cam eserler, pi?mi? toprak ya? kandilleri, kronolojik syra ile sikkeler, bronz ya? kandilleri, elektron ve gümüş sikkeler ile pi?mi? toprak heykelcik parçaları ile çocuk heykelleri sergilenmektedir. Etnografya salonunda ise el yazması Kur’an-ı Kerim’ler, yazı takımları, erkek ve kadın ceketleri, karyola örtüleri (iplik ve sim i?li), çeyiz sandıkları, nalyonlar, hamam ve şifa tasları, gümüş kadın ziynet eşyaları, Avrupa kökenli olup Osmanlı Döneminde kullanılan seramikler, çeşitli dönem savaş aletleri, derviş ve zaviye eşyaları, Çanakkale seramikleri, tablolar, halılar, kilimler ve vitray pencereler sergilenmektedir.

Ödemiş Müzesi

Kuzeyde Bozdağlar ile, güneyde Aydın Dağları arasında uzanan Küçük Menderes Nehri’nin suladığı verimli bir ovada yer alan Ödemiş’te bir müze kurulması fikri 1974 yılında oluşmaya başlamıştır. Eski eser koleksiyoneri olan Mutahhar Bağoğlu’nun biri 1816 m² diğeri de 956 m² olmak üzere toplam 2772 m² lik arsasını, 1975-1976 yıllarında müze binası yapılmak üzere hazineye bağlamayı ve müzenin kuruluşuyla ilgili ilk teşebbüs böyle gerçekleşmiştir.
Müze binasının inşaatına 1977 yılında başlanmayı, 1983 yılında da tamamlanmıştır. Ödemi? Müzesi’nin yapımından önce yöreye ait eserler İzmir Arkeoloji Müzesi ve Tire Müzesi’nde korunmaya alynmy? bulunuyordu. Müzenin yapymyny müteakip bu eserler her iki müzeden devir alynmy?tyr. Di?er taraftan kronolojik bütünlü?ü sa?lamak amacyyla ihtiyaç duyulan arkeolojik ve etnografik eserler ile sikke örnekleri çe?itli müzelerden seçilmi? ve Ödemi? Müzesi’ne intikal etmi?tir.
Bodrum kat üzerine bir zemin kattan ibaret olan ve çadyr formu verilerek yapylan müze tek bir salondan olu?maktadyr. Etnografya Müzesi olarak yapylan binada mevcut etnografik malzemelerin yany syra bölgeye ait arkeolojik eserler de te?hir edilmektedir. Arkeolojik bölümde ; ço?unlu?u Eski Tunç Ça?y’na (M.Ö. 3000), Arkaik (M.Ö. 700-480) Klasik (M.Ö. 30-M.S. 395) ve Bizans (M.S. 395-1453) ça?laryna ait eserler te?hir edilmektedir. Bu eserler seramikler, idoller, keski ve baltalar, a?yr?aklar, kandiller, bronz eserler, cam eserler, süs eşyaları, pişmi? toprak heykelcikler, mermer heykel ve heykelciklerdir.
Bu bölümde ayryca Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanly Dönemlerine ait 2545 adet sikke bulunmaktadyr. Etnografik bölümde; çoğunluğu Osmanlı dönemine ait çeşitli silahlar, bakır ve gümüş eşyalar, cam eserler, süs eşyaları, el işlemeleri, giysi örnekleri sergilenmektedir. Müzede Türkiye Cumhuriyeti Dönemine ait el sanatlaryna ilişkin örnekler de mevcuttur.
Ödemiş Müzesi’nde kolleksiyoner Mutahhar Başoğlu tarafyndan hibe edilen bir grup arkeolojik ve etnografik eser ile birlikte satyn alma yoluyla elde edilenler toplam 4458′e sergilenmektedir.

Çeşme Müzesi

Çeşme İlçesi’nin görülmeye değer tarihi ve kültürel değerlerden biri de Çeşme Kalesi’dir. Çeşme Kalesi Sultan II. Beyazıt Döneminde 1508 yılında inşa edilmiştir. Aydın Valisi Mir Haydar tarafından Mimar Ahmet oğlu Mehmet’e yaptırılmıştır. Günümüze kadar çok iyi bir şekilde korunarak gelen kale içinde Çeşme Arkeoloji Müzesi yer almaktadır. Çeşme Müzesi ilk defa 1965 yılında İstanbul Topkapı Müzesi’nden getirilen silahlarla silah müzesi olarak ziyarete açılmış olup, 1984 yılına kadar böyle devam etmiştir. Müzede bulunan silahlar salondaki aşırı nemden dolayı oksitlenerek bozulmaya başladığından, İzmir Arkeoloji ve Ödemiş müzelerine devredilmiştir. Aynı teşhir salonu düzenlenerek 1964 yılından beri devam eden Ildırı (Erythrai) antik şehrinde yapılan kurtarma kazılardan elde edilen eserler sergilenmektedir.Pişmiş topraktan yapılmış olan tanrı ve tanrıça heykelleri, büstler, mermer heykeller, gümüş ve bronz sikkeler, altın varak, amphoralar gibi eserler sergilenmektedir.
Ayrıca Ildırı köyünde bulunan Erythrai antik şehrinde yapılan kazı ve araştırmalar sonucunda ortaya çıkarılan askeri ve sivil yapıları bulundukları yerde sergilenmekte ve ücretsiz olarak ziyaret edilebilmektedir.

Bergama Müzesi

Carl Humman ve Alexander Conze yönetiminde 1878 yılında Bergama’da başlayan arkeolojik kazıların sonucunda, 1900-1913 yıllarında akropolde yapılan kazılar sırasında bugünkü Alman Kazı Evi yanında bir depo müzesi yapılmıştır. Bu depo o dönemde Türkiye’deki iki arkeolojik eser deposundan biridir. I. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen Bergama’daki kazılara 1927 yılında Theodor Wiegand başkanlığında yeniden başlanmıştır. Aynı yıl akropol kazılarına ek olarak Asklepieion’da kazıların başlamasıyla birlikte eserler çoğalmış ve yeni bir müze binasına gereksinim duyulmuştur.
1932 yılında Bergama’ya gelen Mareşal Fevzi Çakmak konuyla yakından ilgilenmiş, ziyaretinden sonra yeni bir müze kurulması için emir vermiştir. Türk-Alman işbirliği ile gerçekleştirilmesi planlanan yeni yapı için eski bir mezarlık olan bugünkü yeri uygun görülmüştür.
Mimarlar Bruno Meyer ve Harold Hanson tarafından planlanan proje 1932 yılı sonunda bitmiş, İzmir Valisi Kazım Dirik’in istemiyle 1933 yılında temel kazma çalışmalarına başlanmıştır. 13 Nisan 1934 tarihinde Bergama’ya ziyareti esnasında bir sağlık merkezi olan Asklepieion’u da gezen Mustafa Kemal Atatürk, müze binasının yapımının da devam ettiğini görmüştür.

Yapımı tamamlanan Bergama Müzesi 30 Ekim 1936 tarihinde, İzmir Valisi Fazlı Güleç tarafından ziyarete açılmıştır. Müze binası, geniş ve etrafı galerilerle çevrili enlemesine yerleştirilmiş dikdörtgen bir avlu ile bu avlunun arkasında yine enlemesine yer alan dikdörtgen teşhir salonundan oluşmaktaydı. Avlunun galerileri açık hava müzesi için uygun olduğundan eserler burada sergilenmiştir.

1924 yılında Bergama Halk Evi binasında Etnografya ve Arkeoloji Müzesi’nin faaliyete geçmesiyle birlikte arkeolojik eserler de yeni müze binasyna taşınmıştır. Etnografik eserler ise, ek binanın yapımından sonra, 1979 yılında, bugünkü müze binası içine alınmıştır. Yapılan ek bina, avlu ve teşhir salonunun bulunduğu kısmın yanına enlemesine yerleştirilmiş dikdörtgen planda olup girişi avludan salona açılan bir kapı ile sağlanmaktadır. Müzenin boş bırakılmış olan diğer yanı ile arka kısmına da sonradan depo, laboratuar, fotoğrafhane, arşiv gibi birimler eklenmiştir.
Müzedeki Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik dönemlere ait arkeolojik eserlerin çoğu Bergama ve çevresinde yapılan kazılardan çıkmıştır.

Civardaki antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon heykeltraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion’dan gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları dikkat çekmektedir. Etnografya bölümünde bölgeye ait halı, kilim (Yuntdağ, Yağcıbedir, Kozak Bergama dokumaları), kumaş dokuma örnekleri, el işlemelerinin yanı sıra Anadolu’nun diğer yörelerine ait el emeği eserler de sergilenmektedir.

Selçuk Efes Müzesi

Efes Müzesi, Efes ve yakın çevresinde bulunan Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine ait önemli eserlerin yanı sıra kültürel faaliyetleri ve ziyaretçi kapasitesi ile de Türkiye’nin en önemli müzelerinden biridir.

Efes Müzesi’nin ağırlıklı olarak bir antik kentin eserlerini sergileyen müze olması nedeniyle kronolojik ve tipolojik bir sergileme yerine eserlerin buluntu yerlerine göre sergilenmeleri tercih edilmiştir. Buna göre salonlar Yamaç Evler ve

Ev Buluntuları Salonu, Sikke ve Hazine Bölümü, Mezar Buluntuları Salonu, Efes Artemisi Salonu, İmparator Kültleri Salonu olarak düzenlenmiştir. Bu salonların yanı sıra müze iç ve orta bahçelerinde çeşitli mimari ve heykeltraşlık eserleri bahçe dekoru içinde ve uyumlu olarak sergilenmektedir. İki büyük Artemis heykeli, Eros başı, Yunuslu Eros heykelciği, Sokrates başı, Efes Müzesi’nin dünyaca tanınmış ünlü eserlerinden bazılarıdır.
Efes Müzesi koleksiyonlarında halen yaklaşık 50.000 eser bulunmaktadır. Bu sayı her yıl sürdürülen arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkarılan veya çevre halkının bağış yoluyla getirdiği eserler ile artmakta, müze koleksiyonları zenginleşmektedir. Bu eserlerin kısa süre içinde bilim dünyasının ve insanlığın hizmetine sunulması düşüncesiyle Efes Müzesi’nde “Yeni Buluntular Salonu” oluşturulmuştur. Ancak, bu salon her zaman yeterli gelmemekte, diğer salonlardaki sergilemelerin de yeni buluntular ışığında ve çağdaş müzecilik anlayışına uygun olarak yenilenmesi gerekmektedir.

Bu anlayışa uygun olarak Yamaç Evler ve Ev Buluntuları Salonunda yapılan yeni düzenlemede buluntu gruplarını bir arada sergileyerek konu bütünlüğü oluşturulması amaçlanmıştır. Salonda günlük yaşam konusu içinde her çağdaki insan için vazgeçilmez gereksinimler olan tıp ve kozmetik aletleri, takıları, ağırlıklar, aydınlanma araçları, müzik ve eğlence buluntuları ve dokuma araçlarından örnekler; ev kültü ve dekorasyonunda kullanılan heykelcikler, imparator ve tanrı heykelleri, büstleri ve mobilyalar sergilenmektedir. Salonun bir bölümünde Efes Yamaç Evler’den “Sokrates Odası” olarak bilinen bir oda fresk, mozaik ve çeşitli mobilyalardan oluşan dekoru içinde foto-mankenler ile düzenlenmiştir.

Efes Müzesi’nin müze, Efes ve Selçuk içinde yeni düzenlemeler sonucu ziyarete açılan yeni bölümleri;
1- Arasta ve Hamam Bölümü: Müzenin orta bahçesine bitişik, müze ile bütünlük oluşturan bölümde eski Türk kasabalarında ticaret hayatı ve kaybolmaya yüz tutan çeşitli el sanatları canlı olarak sergilenmektedir. Tarıma bağlı yöresel yaşamda önemli yer tutan tahıl öğütme sistemi (değirmenler) gelişimi ve farklı tipleri ile; bakırcılık ve gözboncuğu yapımı; Türk çadırlarının sergilendiği bölüm içinde eski Türk yapısı ve 16. yüzyıla ait Osmanlı hamamı da restore edilerek sergi alanında değerlendirilmiştir.

2- Ayasuluk Kitaplığı: Efes Müzesi’nin arka sokağı içindeki eski bir Türk yapısı (14. yüzyıl) müze tarafından restore edilmiş ve semt halkının günlük gazete veya kitap okuyabileceği küçük bir kitaplık işlevi kazandırılmıştır.

3- Görme Engelliler Müzesi: Efes aşağı Agoradaki antik dükkânlardan biri restorasyonu yapılarak görme engellilerin gezebileceği bir müzeye dönüştürülmüştür. İki bölümden oluşan bu müzede kopya ve orijinal eserler sergilenmektedir.

 

Atatürk Müzesi

İzmir, 1. Kordon (Atatürk Caddesi) üzerindedir ve 1875-1880 yıllarında halı tüccarı Takfor tarafından ev olarak yaptırılmıştır. 9 Eylül 1922′de sahibi tarafından terkedilmiş ve hazinenin mülkiyetine geçirilmiştir. İzmir’e giren Türk ordusu burasını karargâh olarak kullanmıştır. 17 Şubat 1923′te İzmir İktisat Kongresi toplandığında Atatürk şahsi çalışmalarını burada yürütmüştür. Kongre bitiminde karargâh bu binadan taşınmış ve hazine binayı Naim Bey’e otel olarak kullanmak üzere kiralamıştır. 16 Haziran 1926′da İzmir’e gelen Atatürk, İsmet Paşa ile birlikte Naim Palas’ta kalmıştır. 13 Ekim 1926′da bina İzmir Belediyesi tarafından satın alınmış ve bazı yeni eşyalar da konularak Atatürk’e hediye edilmiştir. Atatürk 1930-1934 yılları arasında İzmir’e her gelişinde hep bu evde kalmıştır. 10 Kasım 1938′de Atatürk’ün vefatı üzerine, ev kızkardeşi Makbule Baysan’a veraset yoluyla intikal etmiştir. 25 Eylül 1940′ta İzmir Belediyesi binayı müze yapmak üzere istimlak etmiştir. Atatürk’ün İzmir’e gelişinin 19. yılına rastlayan 11 Eylül 1941 tarihinde müze törenle halka açılmıştır.
5 Ekim 1962 tarihinden itibaren müze “Atatürk İl Halk Kütüphanesi ve İzmir Şehri Atatürk Müzesi” adını almıştır. 28 Aralık 1972′de Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı’nın 12088 sayılı yazıları ile binanın mülkiyeti İzmir Arkeoloji Müzesi’ne verilmiştir. Restore ve tanzim edilerek 29 Ekim 1978′de törenle “Atatürk ve Etnografya Müzesi” olarak ziyarete açılmıştır. Müzedeki etnografik eserler 13 Mayıs 1988′de açılan yeni Etnografya Müzesi’ne taşındıktan sonra müzenin adı “Atatürk Müzesi” olmuştur.
Bina Osmanlı ve levanten mimarisi karışımından meydana gelen Neoklasik tarzda bir yapıdır. Bodrum, zemin, 1. kat ve çatı katından oluşmaktadır. Dikdörtgen planlı arka cephesi revaklı, avlulu 852 m²lik bir alanı kaplayan kârgir bir yapıdır. Ön cephede 1. katta cumbası vardır.
Tüm zemin kat tabanı büyük boy mermer plakalarla döşelidir. Salonda yerde 34,5 m²lik Uşak halısı, sağ ve sol nişlerde mermer heykeller, büyük kristal ayna ve Atatürk büstü vardır. Sağ ve soldaki odada ve küçük salonda 19. yüzyıl stili nefis şömineler vardır. Birinci kata çıkan merdivenlerin başında aplik görevi yapan 2 adet tunç şövalye heykelciği vardır. Merdiven sahanlığında büyük Atatürk portresi asılıdır.
1. katta Atatürk’ün kullanım odaları bulunmaktadır. Bunlar: Toplantı salonu, çalışma odası, yatak odası, misafir odası, berber odası, muhafız odası, bekleme-kabul odası, kütüphane, yemek odası ve banyodur. Toplantı salonunda ortada yeşil çuhalı rulet masası ve etrafında 12 adet Cosmos marka sandalye yer almaktadır. Salon duvarlarına dayalı 10 adet küçük boy maun sandalyelerin arkalıklarındaki çini plakalar üzerinde Shakaspeare’nin eserlerinden kimi sahneler canlandırılmıştır. Yatak odasında maun karyola, 2 komidin, 2 kadife koltuk, 1 kanepe, 1 şezlong, 1 markiz, 3 dolap vardır. Yatak odaları günün modasına göre döşenmiştir. Kütüphanede Fransızca bir ansiklopedi bulunmaktadır. Çalışma odasında meşe kaplama çalışma masası ve onun üzerinde Atatürk’ün kullandığı yazı takımı vardır. Odalar bronz dolama heykeller, vazolar ve yağlıboya tablolarla süslenmiştir. Yerde Isparta ve Uşak halıları serilidir.

Resim ve Heykel Müzesi

Tanımı
Müze kavramı çağımızda yeni boyutlar kazanmıştır.Çağdaş Sanat müzeleri değerli sanat ürünlerini toplama koruma işlevinin yanı sıra eğitime, araştırma ve yaratıcı gücü geliştirme çabalarını sürdürürler.Güzel Sanat etkinliklerini değerlendirmedeki tutum ve tavırları ile de kültürel gelişimi biçimleyen bir kurum olarak belirlenebilirler.Müzeler bir bakıma canlı uygarlık anıtları,ölçütleridir.Bir ülkenin geçmişteki değerlerine saygısı ,onları koruma ve sergileme özeni,kültürel oluşuma katkı ve ilgisini gösterir.Bu da , o ülkenin yarın ki yaşam düzeyi üstüne yargılarda bulunabilme olanağı sağlar.Çağdaş müzecilik olgusu sanatın ilgi alanını genişletmek amacını da içerir; sınırlı bir seyirci çevresi yerine geniş halk kitleleri ile bütünleşmek istemindedir.
Müze, yaşamı sanat yoluyla zenginleştirir; güncel bunalım ve sorunların ötesinde dünyaya daha geniş bir açıdan bakabilme olanağı sağlar,yaratıcı hayal
güçlerini geliştirir.Çağdaş sanat müzeleri bu görevi de üstlenirler.Amaç insan varlığının tümüyle gelişmesidir.
Çağdaş sanat müzelerinin en belirgin özelliği güncel yaşamın sorun,inanış ve davranışlarını yansıtması en yoğun etkinliği de toplumun düşünce ve güzel duyularını yansıtan sanatçıların yapıtlarını sergilemesidir.
Tarihçe
İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi, 09 Eylül 1952 yılında Kültür Park içerisinde galeri olarak açıldı,daha sonra Atatürk Bulvarı’ndaki yerine taşınan galeri ,plastik sanatlar alanında devletin İzmir’e yaptığı ilk hizmettir
Galerinin açılmasıyla birlikte hem İzmir’deki sanatçıların eserlerini sergileme imkanı doğdu,hem de her yıl düzenlenen Devlet Sergileri İzmir’de de Sergilenme imkanı buldu.Kurulduğu yıldan itibaren sergi faaliyetleri de amatörlere yönelik resim kursları da düzenleyen İzmir Resim-Heykel Müzesi ve Galerisi, kentin sanat hayatına canlılık getiren önemli katkılar da sağladı.
1973 yılı,İzmir Resim ve Heykel Galerisi için önemli değişikliklerin olduğu bir yıldır.Müdürlük görevini yürüten Turgut Pura’nın çabalarıyla galeri,müzeye dönüştü ve Konak’taki yeni binasına taşındı.Müzenin bugün sahip olduğu zengin resim ve heykel koleksiyonunun oluşmasında Turgut Pura’nın büyük emeği vardır.

Görevleri
Plastik sanatlar zevkini yaymak ve geliştirmek
Tanzimat’tan günümüze plastik sanatların seçkin örneklerini sergilemek
Sanatçılarımıza plastik sanat eserlerini sergileme kolaylığı sağlamak
Halka ve sanatçılara dünya plastik sanatını ve eserlerini tanıtmak
Halkımıza gerçek plastik sanat eserlerini ayırt edecek beğeni kriterlerini kazandırmak
Mahalli imkanları değerlendirerek plastik sanatlar alanında konferans,açık oturum,film ve dia gösterileri düzenlemek
Halktan ve çevre okul öğrencilerinden Güzel Sanatlarla ilgilenenleri ve ayrıca sanatçılara sanat atölyelerinden faydalanma imkanı sağlamak
Müze binası içinde plastik sanatlarla ilgili kütüphane oluşturmak
Yetenekli sanatçıları desteklemek ve tanıtmak
Plastik sanatlar alanında kurs ve seminerler düzenlemek
• Teşkilat Yapısı:
• İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü ;İl Kültür veTurizm Müdürlüğü ve İzmir Valiliği vasıtasıyla Kültür Bakanlığı ve Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet göstermektedir.
• Müze Koleksiyonları
• Müzede, 450 adet eser( 368 adet resim, 31 adet heykel,15 adet seramik
• 36 adet baskı resim ) yer almaktadır.Koleksiyonda Şeker Ahmet Paşa,Hoca Ali Rıza ,Hikmet Onat,İbrahim Çallı gibi büyük ustaların eserlerinin yanı sıra,çeşitli dönemlerden seçkin sanatçıların yapıtları da bulunmakta ve koleksiyon her geçen gün zenginleştirmektedir.
Eski kuşak ustalarından çağdaş sanatçılara kadar çeşitli dönem ve eğilimleri yansıtan eserler,restorasyon atölyelerinde titiz bir çalışmayla zamana karşı dirençli hale getirilmektedir.

Müze Etkinlikleri
Resim ve heykel Müzeleri; müze teşhir salonu, periyodik sergilerin düzenlendiği galerileri, sanat atölyeleri ve sanat kitaplığı ile akademi gibi çalışan kompleks yapılardır.İzmir Resim ve Heykel Müzesi de bu işlevini Konak’taki binasında 30 yıl boyunca kesintisiz sürdürüyor.
İzmir Resim ve Heykel Müzesinde ihtisas kütüphanesi,iki galerisi ve 300’ü aşkın kursiyerlerin eğitim gördüğü sanat atölyeleri ile yaşayan bir müzedir.

Resim, Baskıresim, Heykel, seramik, Türk Süsleme Sanatları kursları düzenlenmektedir. Bu sanat kurslarına iki yıl devam eden kursiyerlere sertifika verilmektedir. Her yıl yaz aylarında düzenlenen Güzel Sanatlar Fakültelerine hazırlık kurslarına ise yoğun katılım olmaktadır. Müze bünyesinde sanat ve sanat tarihine ait çok sayıda kitabın bulunduğu kütüphane,araştırmacılar ve öğrenciler için zengin bir kaynak oluşturmaktadır.
• Koleksiyonunda bulunan Tanzimat’tan günümüze resim,özgün baskı, heykel ve seramik sanatının ustalarının eserlerini İzmir halkıyla buluşturuyor.
• Sergi salonlarında 15 günde bir düzenlenen iki sergi salonu ile plastik sanatların en iyi sanatçılarının eserlerini sanatseverlerinin izlenimine sunmaktadır. Sanat atölyelerinde yeni sanatçıların sanat dünyasına katılmasını sağlamıştır. Gençleri, güzel sanatlara hazırlık kursları ile üniversiteye kazandırmıştır. Düzenlediği Hafta sonu 05-12 yaş grubu çocuk sanat eğitimi için düzenlenen kurslarda,çocuklara resim eğitimi verilmekte; müze ile kaynaşıp, müzeyi sevmeleri amaçlanmaktadır. Müzemizde plastik sanatlarla ilgili konferanslar düzenlenmekte, etkinlikler yapılmaktadır.

 

İzmir Etnografya Müzesi

Bina, 19. yüzyılda Neoklasik tarzda, meyilli bir teras üzerine inşa edilmiştir. Bunun 1831 yılında ilkin hastane olarak (St Roch Hastanesi) kullanıldığı; 1845 yılında Fransızlar tarafından onarılarak fakir Hıristiyan aileleri için bir bakımevine dönüştürüldüğü bilinmektedir. Aynı bina daha sonra Hıfzısıhha Müessesesi ve Sağlık Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmıştır. 2 Aralık 1984 tarihinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’na etnografya müzesi olarak düzenlenmek üzere devredilmiştir.
İzmir’de etnografik eserler 29 Ekim 1978 tarihinden itibaren İzmir Atatürk ve Etnografya Müzesi’nin alt katında teşhir edilmekte idi. Daha sonra 1985-1987 yıllarında restore edilen eski Sağlık Müdürlüğü binası etnografya müzesi olarak hizmete sunulmuştur.
Müze binası zemin kat üzerine üç katlı olarak inşa edilmiştir. 1. ve 2. katları teşhir salonları 3. kat İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü olarak hizmet vermektedir..
Teşhirinde İzmir ve yöresinin 19. Yüzyıl’daki sosyal yaşamından kesitler verilmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle, endüstrileşme ile birlikte bugün artık yok olmaya yüz tutmuş, tenekecilik, nalıncılık, çömlekçilik, gözboncukçuluğu, tahta baskıcılık, halı dokumacılığı, urgancılık, keçecilik ve saraciye gibi el sanatlarımız sergilenerek tanıtılmaktadır.
1. Kat Teşhiri: Sağda 1. bölümde: 19. Yüzyıl misafir odası, el işlemeleri, hamam takımları ile 2. bölümde: Gözboncuğu fırını ve örnekleri, İzmir ili’nin ilk Türk eczanesi (İttihat Eczanesi), keçecilik, nalyncyk ve tenekecilik sergilenmiştir. İzmir’in meşhur şerbetçisi (Demirhindi) bu bölümde yaşadığı yüzyıldan ziyaretçilere teşhir edilmektedir. 3. bölümde: Menemen çömlek çarkı ve mamülleri, saraciye, deve ve deve güreşleri, halk oyunları, efe ve efe giysileri tanıtılmıştır. Salonların iç kısımlarında yer alan koridordaki gömme vitrinlerde para keseleri, sedef kakmal eşyalar, cam ve el işlemeleri teşhir edilmiştir.
2. Kat Teşhiri: 1. bölümde: 19. yüzyıl gelin odası, gelinliklerin vitrini, oturma odası, sünnet odası ve mutfak malzemeleri, 2. bölümde: Ege Bölgesi gelin başları, kadın süs eşyaları, Osmanlı Devri sikkeleri, el yazması kitaplar ve yazı takımları teşhir edilmiştir.

İzmir – Agora

Grekçe bir kelime olan Agora, “toplanılan yer, kent meydanı, çarşı, pazar yeri” gibi anlamlara gelmektedir. Antik Çağ’da agoraların ticari, siyasi ve dini fonksiyonlarının yanı sıra sanatın yoğunlaştığı ve birçok sosyal olayların geçtiği veya gerçekleştirildiği kentin odak noktası olduğunu bilinmektedir. Antik Çağ’da her kentte en az bir agora yer almaktadır. Kimi büyük kentler ise genelde iki agora yer alırdı. Bunlardan biri, devlet işlerinin görüldüğü, etrafında çeşitli kamu binalarının toplandığı devlet agorası, diğeri ise ticari faaliyetlerin yoğunlaştığı ticaret agorasıdır.
İzmir agorası, MÖ. 4 yy’da antik Smyrna Kenti’nin taşındığı Pagos (Kadifekale)’un kuzey yamacında kuruludur. Dönemin önemli kamu binalarıyla çevrilmiş olan bu yapı kentin devlet agorasıdır.
Hellenistik Dönem’de kurulmuş olan agorada günümüze gelebilmiş kalıntıların çoğu, MS. 178 depreminden sonra İmparator Marcus Aurelius’un destekleriyle yeniden inşa edilen Roma Dönemi agorasına aittir.
Smyrna agorası, dikdörtgen formda planlanmış, ortada geniş bir avlu ve etrafın sütunlu galerilerle (stoa) çevrili bir yapıdır. Kazılarla açığa çıkarılan kuzey ve batı stoa bodrum katı üzerinde yükselmektedir. Kuzey stoa plan özellikleri açısından bazilikadır.
Bazilika
Bazilikalar ortada geniş ve yüksek, yanlarda ise dar ve alçak birbirine paralel ince uzun koridorlar şeklinde tasarlanmış bir plana sahip olan yapılardır. Plan özellikleri açısından Hıristiyan kiliselerine öncülük eden Roma Dönemi bazilikaları, kentin hukuk işlerinin görüldüğü bir tür adliye sarayıdır. Öte yandan kentin ticari yaşamına yön veren tüccar ve bankerlerin faaliyetleri için de bazilikalar tercih edilmiştir.
Agoranın kuzey kanadında yer alan bazilika, dıştan dışa 165 x 28 m ölçülerinde, dikdörtgen bir plana sahiptir. Ölçüleri itibariyle, Smyrna agora bazilikası, bilinen en büyük Roma Dönemi Bazilikası olma özelliğine sahiptir.
Günümüze ulaşan görkemli bodrum katının doğu ve batı uçlarında görülen çapraz tonozlar Roma Dönemi mimarlığının en güzel örnekleri arasındadır.
Bazilikanın kuzey cephesinde, bodrum katına açılan iki anıtsal kapıdan batı yandaki günümüzde tamamıyla açığa çıkarılmıştır.
Roma Dönemi sonlarına doğru, devlet agorasının giderek ticari bir anlam kazanmaya başladığını gösteren tonozlu dükkan sıraları, bazilikanın kuzey cephesinde gün ışığına çıkarılmıştır.
Batı Stoa
Üç sıra sütun dizisiyle ayrılmış neflerden (galeri) oluşan batı stoa da bazilika gibi bir bodrum kat üzerinde yükselmekteydi. Günümüzde daha çok, kemerli bodrum katları görülen batı stoanın antik dönemde bodrum katı üzerinde yükselen iki katlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Avludan üç sıra basamakla çıkılan zemin kat ve ahşap tabanlı ikinci kat,Antik Çağ’da insanların yağmur ve güneşten korunarak gezinti yaptığı yerlerdi.
Olasılıkla Roma Dönemi sonlarında bodrum kat galerilerinin bazı duvarları örülerek yapılan sarnıçlar bunun en güzel örneği olarak günümüze ulaşmıştır.
Batı stoanın avluya bakan cephesindeki birinci kat sütunları, 1940’lı yıllarda ayağa kaldırılmıştır. Mimari bazı hataları tespit edilen bu sütunlar ve onların oturduğu zemin İZTO’nun katkılarıyla yeniden restore edilmektedir.
Faustina Kapısı ve Antik Cadde
Izgara planlı olan Smyrna kentinin, doğu-batı yönlü paralel caddelerinden biri agoradan geçiyordu. Olasılıkla agorayı iki eşit parçaya bölen caddenin batı yandan agoraya giriş yaptığı yerde görkemli bir kapı bulunmaktadır.
İki gözlü olduğu düşünülen kapının kuzey kemerinin merkezinde Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un eşi Faustina’nın portre kabartması yer alır. Günümüzde kullanımda olan sokağın altında olan ikinci gözde ise olasılıkla Marcus Aurelius’un portresi yer almaktadır. bu iki isim, MS.178’de depremle yıkılan agorayı yeniden inşa ettirdiği için Smyrnalılar vefa borçlarını bu kapı ile ödemiştir.
1940’lı yıllarda hatalı ölçülerle onarılan kemerli kapı 2004 yılında aslına uygun olarak yeniden restore edilmiştir.

Graffitiler
Roma Dönemi’ne ait duvar resimleri ve yazıları olan graffitiler bazilika bodrum katı duvar ve kemer ayaklarında yer alan sıvalar üzerine yapılmıştır. Demir ve Meşe Kökü karışımı bir mürekkeple çizilmiş olanlar dışında kazıma yöntemiyle yapılmış örnekler de vardır.
Graffitiler, özellikle Roma dönemindeki günlük sosyal hayat konusunda çok önemli bilgiler vermektedir. Graffitilerde aşk oyunlarından gladyatör mücadelelerine, cinsellikten yelkenli resimlerine, sevgili adlarından kuşlara, gemilere, bilmecelere değin çok farklı konulara yer verildiği tespit edilmiştir. Roma Dönemi’nde Batı Anadolu’nun yıldızı parlayan üç kent, Pergamon, Ephesos ve Smyrna arasındaki rekabetin, halktan kişiler arasında bile kendini gösterdiğini graffitilerde görülen kent sloganlarında izlemek mümkündür.
Smyrna Agorası bazilika bodrum katında açığa çıkarılan graffitiler birçok açıdan özgündür. Öncelikle bu buluntular demir ve meşe kökü içeren bir malzeme ile yapılmış en eski grafitiler olma özelliğine de sahiptir. Öte taraftan, Dünya Antik Çağ araştırmalarında bugüne değin ele geçen yazılı kaynaklar genelde resmi ve dini nitelik taşımaktayken Grekçe yazılmış olan Smyrna Agorası graffitileri halkın günlük yaşamına ilişkin izler yansıtmaktadır. Bazilika graffitileri Hıristiyanlığın ilk zamanlarıyla ilgili önemli ipuçları da saklamaktadır. Graffililerin bir diğer önemli özelliği ise tasvir açısından dünyanın en kapsamlı graffitileri olmaları. Bu özellikleri açısından söz konusu grafitiler dünya arkeoloji literatüründe ünik bir yere sahiptir.

ÇALIŞMALAR- PROJELER
2002 yılında İzmir Büyükşehir Belediyesi’yle koordinasyon halinde hazırlanan “Agora ve Çevresi Koruma – Geliştirme ve Yaşatma Projesi” çerçevesinde başlayan çalışmalarda öncelikle agorada 1930’lu ve 1980’li yıllarda yapılan ancak tamamlanamayan kazılar sürdürülmüştür. Yaklaşık 3 yıldır sürdürülen kazı çalışmaları ile bazilika ve batı stoanın büyük bir bölümü ile doğu stoanın kuzey ucu açığa çıkarılmıştır. bu dönemde kazılarla eşzamanlı olarak sürdürülen restorasyon projeleri dahilinde Faustina Kapısı yeni baştan ayağa kaldırılmıştır. Ayrıca batı stoa cephe sütunlarının ayağa kaldırılması, bazilika ve batı stoa bodrum katındaki eksik kemerlerin tamamlanması çalışmaları da devam etmektedir.
Proje çerçevesinde batıda Eşrefpaşa Caddesi’ne (İki Çeşmelik Yokuşu), kuzeyde ise Anafartalar Caddesi’ne kadar olan alanda kapsamlı bir çevre düzenleme çalışması yapılarak hem bu bölgelerde yer alan ve Antik Çağ’da agora ile ilişkili olduğu bilinen yapılar açığa çıkarılacak hem de halka açık bir arkeoloji ve tarih parkı oluşturulacaktır. Bu amaçla, İzmir Büyükşehir Belediyesi Fen İşleri daire Başkanlığı’nca kuzeyde yeralan harabe duvarların yıkımına başlanarak agoranın kuzey cephesi büyük oranda açılmıştır.
“Agora ve Çevresi Koruma – Geliştirme ve Yaşatma Projesi”, TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni, İzmir Valiliği, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası’nın katkılarıyla İzmir Arkeoloji Müzesi Müdürlüğü’nce yürütülmektedir

 

İzmir Tarih ve Sanat Müzesi

2004 Yılında Kültürparkta hizmete giren İzmir Tarih ve Sanat Müzesi Taş Eserler Bölümü, Seramik Eserler Bölümü ve Kıymetli Eserler Bölümü olmak üzere üç bölümde ziyaretçilerine İzmir ve çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eşsiz güzellik ve değerdeki eserleri sunmaktadır.

TAŞ ESERLER BÖLÜMÜ
Bölümün zemin katında Arkaik, Klasik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait heykeltıraşlık eserleri ile mimariye bağlı plastik eserler sergilenmektedir.

 

Bölümün sol salonu Smyrna’ya ayrılmıştır.Özellikle Smyrna heykeltıraşlık okulunun etki ve özelliklerini adım adım izlemek mümkündür. Mezar kültürü ile Helenistik ve Roma çağına ait, bölgenin özelliklerini taşıyan değişik tiplerde lahit ve mezar stelleri birbirine bağlantılı iki ayrı mekanda sergilenmektedir.

Sözü edilen mezar buluntularından sonra Agora’ya ayrılan bölüm başlar. Agora’nın mimari eserlerinin yanı sıra heykeltıraşlık eserlerine de bu bölümde yer verilmiştir. İzmir tarihine ışık tutacak yazıtlar bu bölümden sonra gelmektedir.

Söz konusu zemin katta iki ayrı salon, gladyatörler ve Olimpiyat oyunlarına ayrılmıştır. İzmir’de çağlar boyu her iki oyunun da düzenlediği ve ilgi çektiği günümüze ulaşan yazıt ve kabartmalardan anlaşılmaktadır. Bölümün ikinci katı, İzmir çevresindeki Millet, Metropolis ve Afrodisias gibi antik kentlerin eserlerine ayrılmıştır. Ayrıca tanrı, tanrıça, imparator ve kahramanlara ait heykeltıraşlık eserleri sergilemektedir.

SERAMİK ESERLER BÖLÜMÜ

 

 

Bu bölümde Prehistorik dönemden Bizans dönemine kadar olan zengin seramik koleksiyonları sergilenmektedir. Bunlar başta İzmir olmak üzere çevredeki antik kentlerde yapılan yeni kazılar sonucu elde edilen eserlerden oluşmaktadır.Ayrıca burada İzmir’in kara ve deniz ticaretinin geçmişini ve önemini vurgulamak için, limana yaklaşan bir yük gemisi ve getirilen malın satışını sağlayan sembolik dükkanlar yer almaktadır.

Üst kat Bayraklı yerleşmesine ayrılmıştır. Söz konusu bölümde, İzmir kentinin yaklaşık 7000 yıllık geçmişine ait seramik eserlerinin özellik ve güzelliklerini adım adım izlemek ve bilgi edinmek mümkün olabilecektir.

KIYMETLİ ESERLER BÖLÜMÜ

 

 

Bu salonda üç ayrı bölümde muhtelif malzemeden yapılmış İzmir ve çevresinin en nadide eserleri sergilenmektedir.Salonun sağ bölümünde MÖ.6.yüzyıldan başlayarak Osmanlı Dönemi’nin sonlarına kadar altın, gümüş ve bronz sikkeler yer almaktadır. Salonun ortasında kapalı bir mekan hazine dairesine ayrılmış olup, burada Erken Tunç Çağı’ndan Bizans Dönemi’ne kadar olan altın, gümüş ve kıymetli taşlardan oluşun takılar bulunmaktadır.

Salonun sol bölümünde ise pişmiş toprak, cam ve madeni eserler ayrı ayrı vitrinlerde yer almaktadır.

 

İzmir Arkeoloji Müzesi

İzmir’de ilk arkeoloji müzesi üç senelik eser toplama ve derleme çalışmalarından sonra 1927 yılında Basmane semtinde bulunan Ayavukla (Gözlü) Kilisesi’nde ziyarete açılmıştır. 1951 yılında Kültür parkta ikinci bir arkeoloji müzesi daha hizmete girmiştir. Çevresindeki antik kentlerden gelen eserlerin yoğun olmasından dolayı yeni bir müzeye ihtiyaç duyulmuştur.

Bunun üzerine Konak’ta Bahribaba Parkı içinde 5000 m²lik bir alanda yeni ve modern bir müze binası inşa edilerek 11 Şubat 1984 yılında ziyarete açılmıştır.

Müze teşhir salonları, laboratuvarları, depoları, fotoğrafhanesi, kitaplığı, konferans salonu ile her türlü ihtiyaca cevap verebilecek şekilde düzenlenmiştir. Eserler müze binası içinde ve bahçede olmak üzere 1500 üzerindedir.

Üç katlı olan müze binasında teşhir, bölümler halinde hazırlanmıştır.

En Üst Kat Teşhir Salonları:
Müzenin bu salonun birinci galerisindeki eserler Batı Anadolu’nun çeşitli yerlerinde bulunmuştur. Cam, bronz, yüzük taşları ve pişmiş topraktan yapılmış heykelcik, çanak çömlek ve kandil gibi küçük boydaki eserler gruplandırılarak vitrinlerde sergilenmiştir. Bunlar tarih öncesi çağlardan Bizans dönemi sonuna kadar kronolojik bir düzen içerisinde yer almıştır. Eserlerin buluntu yerleri kesin olarak bilinmemektedir. Bu eserler müzeye bağış, müsadere, satın alma yollarıyla kazandırılmıştır.

Teşhir salonunun galerisindeki eserler kesin olarak bilinen ve bilim adamları tarafından yapılan arkeolojik kazılar sonucu ortaya çıkmış eserlerdir. Bunlar da eğitici ve öğretici olması amacıyla kendi içindeki kronolojik düzen içerisinde sergilenmiştir. Bu kısımdaki eserler, Eski İzmir, Çandarlı, Myrina, Foça, Erythrai, Lasos antik kentlerinde yapılmış olan arkeolojik kazılarda ortaya çıkmış eserlerdir.

Ayrıca aynı katta hazine dairesi bulunmaktadır. Bu bölümde ise altın mezar hediyeleri cam ve bronz eserleri Halikarnas’da bulunmuş olan bronz Demeter’i görebiliriz. Vitrinlerin bir kısmı Yunan ve Roma devirlerine ait altın sikkeler ile Venedik Düka’lığı sikkeleriyle düzenlenmiştir.

Orta Kat Teşhir Salonu:
Müzenin giriş katı olan bu katta mermerden yapılmış heykel ve büstler ile heykel başı portreler sergilenmektedir. Salondaki bu eserler üst katta olduğu gibi kronolojik bir düzen içerisindedir. Salonlarda bulunan 8 adet vitrin içerisinde, yine mermerden yapılmış küçük boyutlardaki eserler kendi aralarında gruplandırılarak teşhir edilmiştir.

Salonun girişindeki Erythrai’de bulunmuş olan Kore Heykeli antik çağdaki büyük boy mermer heykellerin ilk örneklerinden olması nedeniyle Kyme’de bulunmuş olan Bronz Atlet Heykeli ise, bulunan ender bronz örnekler olduğundan ayrı bir önem taşımaktadır. Bu salon eserleri ile Batı Anadolu’yu tam anlamıyla temsil etmektedir.

Alt Kat:
Bu katın bir bölümü mezar kültürlerine ayrılmıştır. Diğer bölümlerde çeşitli tarihlerde pişmiş toprak ve mermerden yapılmışlahitler ve mezar stelleri sergilenmektedir. Lahitler arasında antik dünyada lahitleriyle ün yapmış, pişmiş toprak Klazomenai lahitleri görülebilir. Salondaki geç Helenistik mezar stelleri dünyanın en zengin koleksiyonlarındandır. Helenistik devrin önemli yapılarından ‘’Belevi Mezar Anıtı’’ tavan kaset kabartmaları da bu salondadır. Salon sonunda artık tamamen İzmir kentinin merkezinde kalmış olan, Agora Ören Yeri’nde bulunan Poseidon, Demeter ve Artemis’den meydana gelen yüksek kabartma heykel grubu güzel olduğu kadar İzmir’de bulunmuş olması nedeniyle salonun çarpıcı örnekleri arasında yer alır. Bu görünümü ile İzmir Arkeoloji Müzesi, Batı Anadolu’nun Prehistorik çağlardan bugüne kadar geçirdiği uygarlıklar ve kültür dönemleri hakkında yeterince bilgi vermektedir. Ayrıca antik devirlerin sanat anlayışını ve bu alandaki üstünlüğünü de örnekleriyle sergileyen Türkiye’nin belli başlı müzeleri arasında yerini alır.





bizans dönemine ait altın heykeller

Blogroll